26 Nisan 2007 Perşembe

Köy Enstitüleri Neden Kuruldu Neden Yıkıldı

Köy Enstitüleri Neden Kuruldu Neden Yıkıldı

Mehmet Yapıcı

ÖZET


Köy enstitüleri, küllerinden yeniden doğan bir ulusun, dünya sahnesinde, yeniden parlayan bir yıldız olmasının, en önemli itici gücü olarak düşünülmelidir. Bu bağlamda düşünülmediği sürece, köy enstitüleri felsefesini anlamak güçleşir.

Köy enstitüleri, çağdaşlaşmanın da ötesine ulaşmaya çalışan bir ulusun, eğitimbilim serüvenidir. Bu serüvende, köy enstitülerini çağdaş bir görüntü oluşuncaya kadar destekleyenler ya da sessiz kalanlar, çağdaşlaşma sonrasının belirtileri oluşunca, çatlak ve yıkıcı seslerini yükseltmeye başlamışlardır.

Bu çalışmada, köy enstitülerinin ortaya çıkışındaki temel dinamiklerle, yıkılışa götüren temel dinamiklerin aynı noktada oluştuğu görüşü betimlenmektedir. Bu görüş şudur: Köy enstitüleri, imparatorluk kalıntısı kulları, cumhuriyet kalıntısı kullara dönüştürmede araç olarak kullanmak için tasarlanmıştır. Ancak, beklenmedik bir şey olmuş ve köy enstitülerinden bilimsel düşünen bireylerin yetiştiği görülmüştür. Bunu önlemenin yolu, köy enstitülerini ortadan kaldırmaktı: öyle de oldu.

GİRİŞ

Köy enstitüleri her ne kadar, 3803 sayılı yasa ile 17 Nisan 1940’da kurulmuş olsa da; köy enstitülerinin fiili olarak kuruluşu ve felsefesinin oluşması daha gerilere dayanmaktadır.

Köy enstitülerinin temellerini anlayabilmek için, İzmir’in kurtuluşundan birkaç ay sonra (17 Şubat-4 Mart 1923) toplanan İzmir İktisat Kongresine kadar gitmek gerekir. İzmir İktisat Kongresinde, liberal ekonomi modeli benimsenmiştir. Bu, uzun yüzyıllardır feodal toplumla tarım toplumu arasında bir yerlerde bocalayan ama aynı zamanda da sanayileşmenin uzağında kaldığı için güçsüz ve zayıf düşen bir ulus için kaçınılmaz bir yol olarak da düşünülmelidir. Tarım toplumundan sanayi toplumuna doğru evrimleşmenin yolu ise eğitimli işgücünden geçmektedir.

Bu bağlamda, İzmir İktisat Kongresinde, liberal ekonomi modeline uygun olarak, Pragmatist (faydacı) eğitim felsefesinin de benimsendiği söylenebilir. Bunun en büyük kanıtı da; kongreden bir yıl sonra Faydacı Eğitim felsefesinin öncüsü John Dewey’nin Türkiye’ye davet edilmesidir. Bu bir rastlantı olmasa gerek (Bal, 1924).

John Dewey Cumhuriyet döneminde milli eğitim kurumunun düzenlenmesi ve kalkınma-eğitim ilişkisinin kurulmasında bilgisine ilk başvurulan yabancı uzmandır. Dewey, kalkınma için gerekli eğitim hamlesinin başlatılmasını, eğitim hizmetinin köye götürülmesi ile sağlanabileceğini belirtmiştir (Akkutay, 1996).

Köye eğitim hizmetinin götürülmeye başlandığı 1936’da, ülkemizdeki 40 bin köyün 35 bininde ilkokul yoktu (Aydoğan, 1997) 1935 nüfus sayımına göre; nüfus 16 milyondu. Bunun 12 milyonu köylerde yaşamaktaydı. Erkeklerin % 76.7’si, kadınlarınsa % 91.8’i okur-yazar değildi (Evren, 1998). Türk ulusunun hedeflediği büyük kalkınma için gerekli olan işgücünün önemli bir kısmı: köyde, eğitimsiz ve henüz cumhuriyetin kuruluşunun da, felsefesinin de farkında değildi.

Köye eğitim hizmeti götürme konusunda ilk ciddi atılım, 1926 yılında, az zamanda çok iş yapmayı başaran, Atatürk’ün Milli eğitim Bakanı Mustafa Necati tarafından “Köy Muallim Mektebi”nin açılmasıyla atıldı. Köy Muallim Mektepleri’nin iki önemli amacından birincisi; köyün kültür ve medeniyet seviyesini yükseltmek, köyde gerekli olan tarım ve tarım sanatlarıyla ilgili bilgi ve becerileri teşvik ederek, sosyo-kültürel hatta ekonomik bir değişme meydana getirmektir. İkinci olarak da; öteden beri zıt eğilimleri temsil eden halk ile aydının bütünleşmesini sağlamak ve bu yolla Cumhuriyetin temel ilkelerini benimsetmektir (Akyüz, 1991). Bu iki temel amaç, köy enstitüleri ile gerçekleşmeye başlamış ama ne yazık ki olgunlaşamamıştır.

1936 yılında deneme amaçlı başlayan köy enstitüleri, 1940’da yasallaşarak, Türk Eğitim tarihinin en özgün ve kendi küllerinden doğan reformdur. 1942’de Hasanoğlan Yüksek Köy enstitüsü açılmış ve 1946 yılına gelindiğinde, sayı 21’e ulaşmıştır. 1946 yılından itibaren de, kuruluşunun üzerinden 6 yıl geçmiş olan köy enstitülerinin programları, dersleri değiştirilmeye başlanarak 1954 (resmi kapatılma tarihi) yılına kadar sürecek olan bir kapatılma sürecine girmiştir. İ. H. Tonguç ve H.A. Yücel’e göre; enstitülerin kapatılışı 1947 yılıdır (Aydoğan, 1997). Çünkü; 27 Kasım 1947 yılında, Yüksek Köy Enstitüsü kapatılmış ve öğrencileri muhtelif yüksek okullara dağıtılmıştır. Köy Enstitüleri, en büyük hamisi olarak kabul edilen İsmet İnönü’nün gözleri önünde adım adım kapatılmıştır. İnönü, kendisine gelen Yüksek Köy Enstitülü gençleri “gönderildikleri yüksek okullara gitsinler, itiraz istemiyorum” diye kabul etmemiştir (Çağlar, 1997).

Hasan Ali Yücel, 5 Ağustos 1946’da Bakanlıktan istifa ettikten sonra, 21 Kasım 1950’de, İnönü’nün talimatıyla Ulus gazetesindeki yazılarının yayınlanmasına engel olunduğu gerekçesiyle CHP’den de istifa eder (Çıkar, 1997). Bütün bu gelişmeler, İnönü’nün Köy Enstitülerinin yıkılmasındaki temel aktörlerden biri olduğu izlenimini yaratmaktadır. İnönü, bizzat kurulmasını desteklediği ve Cumhuriyetin en temel eserlerinin başında saydığı Köy Enstitülerinin yıkılmasına neden göz yummuştur? Bunu bir nebze olsun anlayabilmek için 1940 yılların sosyo-politik ortamını gözden geçirmek gerekir.

1940’lı Yıllar Ve Köy Enstitüleri

Köy Enstitülerini halk adına aydınlar kurdu, halk adına yine aydınlar yıktı. Halk, Köy Enstitülerini istiyordu da aydınlar onun için kurdu demek gerçeğe ne kadar aykırı ise, halk istemiyordu aydınlar onun için yıktı demek de o kadar aykırıdır. Köy enstitülerini kuranlar mı halktan yanaydı, yıkanlar mı (Eyuboğlu, 1999). Sabahattin Eyuboğlu’nun 1967 yılında sorduğu bu sorular ne yazık ki henüz tam olarak yanıtlanamamıştır. Bunun için bakılması gereken yer; II. Dünya Savaşı ve öncesi dönemdir.

7 Şubat 2004 tarihinde, Star Tv’de, Hulki Cevizoğlu’nun Ceviz Kabuğu programına konuk olan Atilla İlhan, Alman arşiv belgelerine dayanarak, Nazi Almanya’sının Türkiye’de bazı kişilere parasal yardımlarda bulunduğunu ileri sürmüştür. Bu kişiler, Türkiye’de Turancılığı benimseyen ve yayan kişiler ve çevreler olarak bilinmektedir. Bu çevrelerin o dönemde, Köy enstitülerine şiddetli bir şekilde itiraz edenler olduğu unutulmamalıdır. Elbette burada Nazi Almanya’sı Köy Enstitülerini yıktı demiyorum. Sadece yükselen faşizmin etkilerinin ciddiyetini anlatmak istiyorum. Dönemin tek partisi CHP; kendi içinde ideolojik bir sınıflamaya girişemediği için, Köy enstitülerine karşı, CHP içinden yükselen tutucu ses, II. Dünya savaşının yarattığı ortamda kendini daha güçlü hissetmiş olmalıdır. CHP içindeki ilerici kesim ise statükoyu koruma peşinde, Köy Enstitülerinin yıkılışına seyirci kalmışlardır. Belki o konjonktür içinde, bu bir nebze normal karşılanabilir. Ama savaş sonrasında, köy enstitülerine yönelik olumsuz propaganda daha da yükseldiği gibi, durumu düzeltmek için herhangi bir çaba içine girilmemesi dikkate değerdir.

II. Dünya Savaşı yılları, bir yandan da, soğuk savaş döneminin temellerinin atıldığı yıllardır. Bu yıllardan itibaren, köy enstitüleri ve komünizm kavramları yan yana bilinçli bir şekilde kullanılmaya başlanmıştır. Sovyetler Birliğinin yıkılmasına kadar, Türkiye, her kış komünizm gelecek öcüleri ile sindirilmiş ve korkutulmuştur.

II. Dünya savaşından sonra, Türkiye, yeni dünya düzeni içinde, doğu ya da batı bloku içinde yer almaya zorlanmıştır. Bunun sonucu olarak çok partili döneme geçilmiş ama demokratik kültür oluşturmaya başlayan köy enstitülerinin yıkılış süreci de aynı zamanda ortaya çıkmıştır. 1950’den sonra “Marshal Yardımı”nın gelişi ile birlikte bu süreç hızlanmıştır. Marshal planı içinde, köy enstitülerinden vazgeçilmesini sağlayan 12 kadar eğitim projesi olması da oldukça dikkat çekicidir (Türkoğlu, 1997).

1940’lı yıllarda atılan faşizm tohumları, 1960’lı yıllara kadar sürmüş, 60 ihtilali ile birlikte kısa bir kesintiye uğramıştır. 60 ihtilali Hasan Ali Yücel’in de büyük umutlarla karşıladığı bir değişimin habercisi gibi görünmektedir.

Hasan Ali Yücel, her ne kadar kendisi istifa etmiş olsa da, 1960’lı yıllara kadar, tekrar aktif politikaya dönmek ve yarım bıraktığı eğitim devrimlerini sürdürmek için bir çaba içinde olmuştur. 60 ihtilali ile birlikte, kurucu mecliste görev almayı beklemiş ama bu da gerçekleşmeyince umudunu tamamen yitirmiştir. İsmet İnönü’ye Kurucu Meclis listesinde eğitimciler arasında neden Hasan Ali Yücel’in olmadığı sorulduğunda, Yücel’i unuttuğunu ifade etmiştir! (Çakır, 1997). İstifa ettiği 1946 yılından 1960 yılına kadar, 14 yıl boyunca aktif politikaya dönmeyi isteyen bir insanın, aktif politikadan kendi isteği ile ayrıldığını düşünmek, biraz saflık olsa gerektir. Görünmeyen bir el, onu sürekli dışlamaktadır. Köy enstitüleri, soldan sağa kadar bütün statükocuların el birliği ile yıktığı bir Atatürk devrimi olarak düşünülmelidir.

Sonuç

Köy Enstitüleri kurulduğunda İsmet İnönü Cumhurbaşkanı, Celâl Bayar Başbakandır. Köy Enstitüleri yıkıldığında, Demokrasi söylemleri ile yürüyen DP iktidar, Celâl Bayar Cumhurbaşkanı, İsmet İnönü Ana Muhalefet lideridir. Köy enstitüleri niçin kuruldu, niçin yıkıldı? Kuşkusuz bu soruların yanıtı köy enstitülerinin neler yaptığında yatmaktadır. Ana başlıkları ile düşünüldüğünde, köy enstitülerinin yaptıklarını şöyle sıralayabiliriz:

· Köy enstitüleri ile birlikte, yüzyıllardır biriken feodal toplumun üretim ve toplumsal yaşam biçimi ortadan kalkmaya başlamıştır.
· Köy enstitüleri ile birlikte, bilimsel ve felsefi anlamda, gerçek laik eğitim başlamıştır.
· Tarıma dayalı feodal toprak rejimi değişmiş ve toprak ağaları kendilerini tehdit altında hissetmeye başlamışlardır (Adnan Menderes’in Aydın’ın en büyük toprak ağalarından biri olduğu unutulmamalıdır).
· Kırsal kesimde aydınlanmaya başlayan halk, birey olma ve özerk seçmen olma niteliklerine kavuşacağının belirtilerini göstermeye başlamıştır.
· Köylü, yüzyıllar ötesinden gelen toprak ağalarına olan bağımlılığından koparak, ekonomik anlamda birey ve üretici olmanın dönüşümünü algılamaya başlamıştır.
· Sanayi için son derece gerekli olan eğitimli ve nitelikli işgücü oluşmaya başlamıştır. (Bu sanayileşmiş ülkeleri de rahatsız edebilecek bir gelişmedir)
· Birey olmanın yarattığı ivme ile birlikte, sanatta, edebiyatta, bilimde, teknolojide ve daha bir çok alanda geleceğe yönelik olumlu beklentiler oluşmuştur.
· Atatürk’ün özlediği gerçek bir demokratik toplum ve kültür için kurumsal alt yapı oluşmaya başlamıştır.
· Türk aile tipi, yeni çağın özelliklerine uygun olarak büyük ataerkil aileden, demokratik çekirdek aile tipine dönüşmenin belirtilerini göstermeye başlamıştır.
· Yüzyıllardır süren ezberci eğitim, yerini analitik düşünen ve sorgulayan bireyi yetiştiren demokratik ve üretici eğitime bırakmaya başlamıştır.

Bu bağlamda, yukarıda yer alan özellikler statükoyu rahatsız etmiştir. Köy Enstitülerini kuranlar da yıkanlar da statükolarını korumak ve güçlendirmek için hareket etmişlerdir. Bu emellerini gizlemek için de, köy enstitüleri üzerinden politika yapmışlardır.

Köy enstitüleri yaşatılabilseydi, sanayileşmiş, bütün kurumsal çerçevesi ile birlikte demokratik kültürü oturmuş, dünya politikasına barış ve güven boyutu ile yön veren bir refah toplumu oluşabilirdi. Bu refah toplumunda, geçmişte ve bugün kanıksanmış bir çok politik birey, kurum ve olay yaşanmamış olabilirdi. Ortadoğu geri kalmışlığın ve siyasi entrikaların döndüğü bir merkez olmayabilirdi.

Görüldüğü gibi, demokratik kültürden, bilim ve bilimsel düşünceden yana olmayan her bir birey ve kurum (içeride veya dışarıda); köy enstitülerinin ortadan kaldırılmasında birinci dereceden sorumluluk sahibidir.

Bugün gereksinimimiz olan şey köy enstitülerini yeniden kurmak değildir. Gereksinimimiz; kaybettirilen köy enstitüsü ruhunu yeniden kazanabilmektir.

Kaynakça
Akkutay, Ü। (1996). Milli Eğitimde Yabancı Uzman Raporları. Ankara: Avni akyol Ümit Kültür Ve Eğitim Vakfı Yayın No 2.
Akyüz, H. (1991). “Köy Muallim Mektepleri” İle Alman “Kır Eğitim Yurtları”nın (Landerziehungsheimen) Kısa Bir Mukayesesi. Mustafa Necati Sempozyumu, Ankara: Ayyıldız Matbaası. s. 120-126.
Aydoğan, M. (1997). Hasan-Âli Yücel Ve Köy Enstitüleri. Çağdaş Eğitim Dergisi, 238, 37-39.
Bal, H. (1991). John Dewey’in Eğitim Felsefesi Ve 1924 Raporunun Türk Eğitimine Etkileri. İstanbul: Kor Yayınları.
Çağlar, D. (1997). Hasan-Âli Yücel İle İlgili Birkaç Anı. Çağdaş Eğitim Dergisi, 238, 7-9.
Çıkar, M. (1997). Hasan-Âli Yücel Ve Türk Kültür Reformu. Ankara: Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları.
Evren, N. (1998). Köy Enstitüleri Neydi, Ne Değildi, Ankara: Güldikeni Yayınları.
Eyuboğlu, S. (1999). Köy Enstitüleri Üzerine. Cumhuriyet Gazetesi Okur Armağanı. Yayımlayan: Yeni Gün Haber Ajansı.
Türkoğlu, P. (1997). Tonguç Ve Enstitüleri, İstanbul: YKY.